Müzikte Barok ve Klasik Dönem Ekolü

Barok Dönem

Giriş

Barok dönem, 1600 ile 1750 yılları arasını kapsayan ve daha çok İtalya’nın ilk opera denemeleriyle ortaya çıkıp J. S. Bach’ın ölümüyle biten dönem olarak bilinir. Her ne kadar Barok müzik, bir dönem olarak nitelendirilse de, uzun tarihsel bir gelişimin ürünü olmasından ötürü farklı ulamlarda değer kazanıp yorumlanabilmektedir. Barok müziğinin ana prensibi, umumiyetle bir tuşlu çalgı için yazılmış bas ses ve notalar üzerinde akorları belirleyen sayılarla işratlenirdi.

Barok’da Üslup, Biçim ve Teknik

Barok, Batı edebiyatında düşünceden çok duyuma, dengeden çok harekete kısacası biçimlerin serbestçe yaratılmasından duyulan coşkuya önem veren, abartmalı, etkileyici bir akımdır. Dönemin müzisyenleri ve bestecileri, bu üslubu tesahup ederek oldukça karmaşık sayılabilecek bir müzik janrı geliştirdiler; lakin müzikteki bu karmaşıklık, Barok dönemin resim ve mimari alanlarında gelişen dağınık ve şişkin ölçülerdeki kadar aykırı ve komplike değildi. Sanatçıların böyle bir tavır izlemesindeki en önemli etken, Rönesans’ın o sıkıcı polifonisinden doğan tekdüzelik idi. 16. yy’ın sona ermesiyle birlikte İtalyan besteciler ”madrigal” adı verdikleri ve İtalyan zerafetiyle buluşan şefkat ve aşk fikirlerini arz eden müzikler üzerinde yoğunlaşmaya başladılar. Sözgelimi Claudio Monteverdi’nin opera eserleri ve bihassa madrigal’leri Barok dönemin zirve noktası olmuştur. Monteverdi, kırk yaşına dek kendini Madrigal bestesine adadı. Barok dönemde dikkat çeken bir diğer yenilik, bu döneme kadar olan müzikal yapıda bulunmayan ve eserin başka bir bölüme geçeceğini veya bittiğini belirten bir olgunun kullanılmasıdır. Eserlerde kapanışlar ve geçişler daha güçlü yer alır. Kahramanlık ve din konularında yazılıp bestelenen İtalyan kantat örnekleri, muazzam bir yeteneğe sahip olan solo şarkıcılar sayesinde sonraki neslin müziğine temel oluşturarak bu konuda baz alınmıştır.

Müzikte Barok çağını Rousseau 1767’de ve Koch da 1802’de birbirine çok yakın bir tanımla özetlemişlerdir: ”Barok müziği, armoni bilimindeki tırmanışı, dizonans’ın artışını, melodinin daha da ağırlık kazanışını ve süslemeci anlayışın önemsenmesini yansıtır.” Dolayısıyla bu dönem J.S. Bach gibi sanatçılar sayesinde oldukça yenileyici bir çağ olmuştur. Bach’ın erişilmez anlatım gücü, en koyu en sık dokunmuş yoğun polifonik ve son bir birleştirimle o çağa dek görülmemiş büyüklükte eserler ortaya koyması, Barok dönemin en yüksek noktası ve ruhu olmuştur.

Özellikle İtalyan sanatçı ve bestecilerinin yön verdiği Barok müzik, daha çok karşıtlıklar üzerine kurulu olup ritmik yapıda gelişen bir stildir. Kökünü Roma’dan alan ve dramatik eserler olan oratoryolar, bu stilin tecellisi niteliğindedir. Barok müzik İtalya ile birlikte Almanya ve İngilitere gibi diğer Avrupa ülkelerinde de form bulmuş bir müzik türüdür. Örneğin söz sahibi kişiler tarafından gelmiş geçmiş en önemli oratoryo, G. F. Handel tarafından İngiltere’de bestelenen ”Messiah oratoryosu”dur.

Bir veya iki çalgı için yazılmış, üç veya dört bölümden oluşan sonatlar ise, bu dönemde gelişim gösteren bir diğer müzik stilidir. Tonal sisteme uygun bir şekilde oluşturulan sonatlar yeni anahtar bağları konseptiyle yer değiştirmeye başladı. Mamafih dönemin bestecileri, bir anahtardan diğerine geçerek zamanın kromatik müziğini üretmeye başladılar. Bu sonatlar 17. yy’ın sonlarına doğru biçim değiştirip konçerto grosso şekline dönüştü. Şüphesiz ki Bach’ın Brandenburg Konçertoları, konçerto grosso stilinin bu dönemdeki en iyi örneklerinden birisi olarak kabul edilir. Öte yandan keza Bach’ın bir eseri olan ”Well-tempered clavier” isimli yapıtı, anahtarlar arasındaki bağ geçişlerini anlamak açısından gayet iyi bir örnektir.

Opera sanatının gelişiminde önemli bir dönemeç olan Venedik operası, 17. yüzyılın sonlarında düşüş göstermiş, müzik ve şiir ikinci plana itilerek sahne gösterişine ve dekora ağırlık verildiği için sanatsal değerini oldukça yitirmiştir; fakat Klasik dönemdeki opera, dahi besteci Mozart sayesinde ivme kazanarak layık olduğu ilgiyi bulmuştur. Öyle ki, Mozart yaşamındaki en geniş ilgiyi ”Opera Buffa” (Güldürü Operası) ile kazanmıştır. Mozart’ın opera alanındaki başarısının temelini, yapıtlardaki kişilere ait ruhsal gerilimleri tümüyle yansıtabilmesi, dramatik durumlara birkaç ölçüyle gerekli havayı katabilmesi oluşturur.

Değinmek istediğim bir diğer konu ise Barok dönemin öne çıkan enstrümanlarıdır. Bu dönemde üstün nitelikli kemanların yapılmış olması, ”Viol” adlı geleneksel yaylı çalgıyı geride bırakmış, ”viola da gamba” ise günümüz viyolonseline dönüşmüştür. Böylece ilk viyolonsel sonatı da bu dönemde bestelenmiştir. Dönemin en seçkin ve gözde çalgılarından olan klavsen, daha çok fransız ekolünden yetişen sanatçıların bir tercihi olmasına rağmen hafif ve kuvvetli sesler çıkmasına olanak sağlamasıyla İtalyanların güzidesiyle tezat oluşturmayacak derecede onların da yeğlediği bir çalgı olmuştur. Bilindiği üzere Barok müziğin en önemli ve vurucu yanı, tek seslilik olması idi. Vokal bölümü çok süslü ve gösterişli olsa bile eşlik durumundaki çalgı veya çalgıların yavaş ve ağır hareketli olması, bunu kanıtlar niteliktedir. Bu eşlik, genellikle tek bir enstürmandan oluşur, bu enstürman da ya bir telli çalgı ya da metalik bir sese sahip olan klavsen olurdu. Bu dönemin bir diğer çalgısı ise, klavsene göre daha cılız bir sese ve buna karşın kulağa daha hoş biçimde gelecek şekilde icra edilen piyanodur. Bu çalgıya eser veren ilk besteci Muzio Clementi’dir. Kendisi daha on sekiz yaşında iken bu çalgıya üç sonat yazarak piyanoyu popüler hale getirmiştir. Son olarak bu dönemin dikkat çekici bir diğer tarafı basso continuo’dur. Hiç kuşkusuz Barok müziğin tamamına etki yapmasa da kısmen bu dönemin karakteristik özelliğini belirleyen Continuo, dönemin yetenekli müzisyenleri ile buluşup melodilerin çıtasını yükselten bir faktör olarak göze çarpmaktadır.

Sonuç

Bütün bu değişiklikler – yukarıda da belirttiğim gibi – uzun bir tarihsel sürecin gelişimi olarak göze çarpıyor. Bu farklılıklar, Rönesans ile birlikte yüzyıllar boyunca birbirine paralel gelişerek spesifik bir üslup oluşturmuştur. (Bkz: Barok müzik) Rönesans’ın o sıkıcı ve perişan obsesyonlarının terk edilmesi, yeni bir stil ve kural yapma gereği doğurdu. Bu gereklilik, armonik geri planlar üzerine vokal yapan ve daha çok melodiyi ön plan çıkaran teknikler üzerinde meydana getirildi. İşte tüm bu gelişmeler dönemin kilometre taşı olan ritmik düzenlemeyi de beraberinde getirdi. Bilhassa bas bölümleri, başta italya’da olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesine ait olan ritmik düzenlemelerle kaynaştırılarak yeni akımlar var edildi.

Bütün bu hususiyetlere binaen Barok müzikte birçok ses kullanılarak armoni ve melodinin aynı anda çalınıp müzikte hiç boşluk bırakılmamsı, sesler arasındaki enerjiyi veya kuvveti hareketlendiren dinamiklerin sürekli bir iniş çıkış göstermesi, klavsenin ve füglerin sık kullanılması, sesler arasındaki karşıtlıklar (kontrastar), ilk majör ve minör kuruluşlarının kullanılması, birbirini tutmayan akorlar, seslerin iki ayrı enstrümana ayrılması, parçaların dinsel ve kahramanlık konuları üzerine yazılıp bestelenmesi ve ritm değişikliğinin göstermemesi bu dönemin öne çıkan özellikleri arasında gösterilebilir.

Klasik Dönem

Giriş

Müzikte Klasik dönem ekolüne geçmeden önce belirtmek istediğim birtakım hususlar var. Zira Barok dönemden Klasik döneme geçerken bazı ara akımlar baş gösterir. Bunlar Rokoko, Fırtına ve Gerilim, Mannheim Okulu ve Aydınlanma akımlarıdır.

Rokoko, daha çok Fransa ekolünde gelişim gösteren bir üsluptur. Müziği, mimarisi kadar zarif, süslü ve oldukça kolay anlaşılır bir niteliktedir. Çalgı olarak klavsen kullanılmıştır. François Couperin ve Jean-Philippe Rameau bu akımın, başı çeken bestecileridir. J. C. Bach’da – özellikle oda müziklerinde – rokoko biçimlerini kullanan sanatçılar arasında gösterilir. Kısa bir anekdot: Mozart’ın ilk gençlik senfonileri de Rokoko stilindedir.

Fırtına ve Gerilim, Almanlara özgü bir müzik stili olarak göze çarpıyor. Bu ekol, Almanya’da Klasik dönem müziği ile birlikte gelişim göstererek Fransızların o süslü rokokosunu reddeder.

Mannheim Okulu’nda çevrenin müzik etkinliklerinden doğmuştur. Şöyle ki, 1742’de Güneybatı Almanya’nın Palatinate eyaletinin başına Carl Theador geçer . Yörenin merkezi Mannheim’dir ve kendisi, sarayına zamanın en ünlü besteci ve yorumcularını toplar. Bu sayede kısa zamanda bir orkestra oluşturularak Klasik döneme geçiş yapılır. Avrupa’nın her köşesinden müzisyenler gelip Mannheim Orkestrası’nın sonoritesine ve ses dinamiğindeki ustalığına hayran kalırlar. Bu orkestra başta Johann Stamitz olmak üzere Karl Sramitz , Xavier Richter ve Christian Cannabich gibi değerli üyelerden oluşmaktadır. Öte yandan Mannheim’li bestecilerin senfonik yapıtları, Haydn-Mozart stilinin hazırlık evresi olarak da kabul edilir.

18. yy’ın en dikkat çekici olayı şüphesiz ki, Aydınlanma Çağı’dır. Kilisenin dogmatik varlığı, akıl ve mantık sayesinde sorgulanmaya başlanıyor. Bu dönemde ilk kez soyluların saraylarında konser alanları yapılıyor. Amatör müzisyenler de dahil olmak üzere nota, herkes tarafından yazılıp okunmaya başlanıyor. Bu çağ, Klasik dönemin büyük bestecileri Haydn ve Mozart’ı müzik tarihine hazırlamıştır.

Klasik Çağın Üslubu, Stili ve Ustaları

Tüm bu akımlar sayesinde 1750-1825 yılları arasında icra edilen Klasik müzik, somut varlık alanını kazanmış oldu. Nasıl ki, Barok müzik, Rönesans’ın o sıkıcılığına ve yeknesaklığının getirdiği olumsuz yönlerine karşı var edilmişse Klasik müzik de şimdiki popülerliğini ve varlığını bu ara akımlara borçludur, diye düşünüyorum. Bunlara rağmen müzikte Klasisizm temelde tarihsel bir kesinliği göstermezse de yaygın bir kavram olduğu kuşkusuzdur. Herkesçe bilindiği üzere bu dönemin en önemli temsilcileri Wolfgang Amadeus Mozart, Ludwig Van Beethoven, Christoph Willibald Gluck ve Franz Josef Haydn’dır. Bundan ötürü akla önce Haydn – Mozart – Beethoven’ın başı çektiği ”Viyana Klasikleri” gelir; fakat üslup dönemlerinde doğup biçim ve içeriği yönünden yetkinliğini ve kalıcılığını kanıtlamış yapıtlar da ”klasik” tanımına katılır. Bu tanımın altında yatan ”evrensel mükemmellik” ve ”orantı” nitelikleri, aslında ”denge” fenomeninin göstergeleridir. Denge, karşıt öğeleri içeren tarihsel – insancıl bir düşünüş ve duyuş arayışıdır; bu yönüyle hem ”kalıcı” olanı, tipik ”klasik” olanı, hem de evrensel arayışın ortak paydasını temsil eder. Bu tanım, Viyana klasiklerinin üçü için de geçerlidir. Özellikle Mozart, Klasik dönemde sonat formunu, sonat, senfoni, yaylı çalgılar dörtlüsü ve konçertolarda, eşsiz güzellikteki ezgiler içinde uygulamış ve klasik piyano konçertosunu ilk kez büyük bir parlaklığa ulaştırmıştır.

Klasik stildeki eserler, Barok stildeki eserlerden daha sadedir. Barok dönemin bitmesine yol açan piyano, Klasik dönemde solist görevi görür olmuştur. Ayrıca bu dönemde, Barok’ta olduğu gibi her orkestrada klavyeli çalgı bulundurma zorunluluğu yoktu. Bu dönemi seçkinleştiren bir başka özellik ise senfoninin yaygınlaştırılması idi. Dolayısıyla Klasik dönemde ilk olarak sonat formunda köklü değişimlere gidilerek orkestra için bestelenen uzun senfoniler yaratıldı. Sonat formu, Klasik dönemin hiç şüphesiz bel kemiği idi. Senfoniler, konçertolar ve oda müzikleri sonat formunun hep var olduğu türlerdi. Dört bölümlü bu form, giriş, gelişme ve sonuç bölümleri olmak üzere üç ana temadan oluşurdu. Gelişme bölümünde her bestecinin kendi yorumu bulunmaktaydı. Solo piyano, solo konçerto gibi yenilikler getirildi. Bu dönemim bir diğer tarzı da ”stil” adı verilen yoğun hisli klavye parçalarıdır.

Franz Josef Haydn’ın senfonileri ve quartet’leri Klasik Batı Müziği’nin ilkleridir. Haydn’ın bu ilk eserlerinde Giovanni Battista Sammartini, Carl Phillip Emanuel Bach ve Johann Stamitz’den etkilendiği görülür. (Bkz: Mannheim Okulu) Ayrıca kendisi oratoryoyu İngiltere’de Haendel’in bu tür eserlerini dinledikten sonra bestelemiş, 1801’de seslendirilen ”Mevsimler” son verimi olmuştur.

Opera’ya ise, besteciler tarafından yeni formlar kazandırılarak Barok dönemden gelen olağanüstülük, insancıl bir seviyeye çekilmiştir. Gluck’le birlikte Luigi Cherubini ve Gasparo Spontini’de bu değişimin öncü isimlerindendir; lakin bu dönemde Mozart’ın opera konusunda gösterdiği başarılara değinmeden geçemeyeceğim. Kendisi, Opera Buffa’ya, Opera Seria’nın bütün zenginliğini ve ağırlığını vermekten çekinmediği gibi bunun tersi, tragedya gerilimini gerektiğinde gidermesini de bulmuştur. (Bkz: Klasisizm’de Denge)

Klasik dönemin karakteristik özelliği, müzik ve formun mükemmele yakın dengesidir. Hatırlanacağı üzere Barok dönemde, Rönesans’ın o dengeli kuralcılığı göz ardı ediliyordu. Bu bakımdan Barok dönem ile bir ayrım noktası oluşturulabilir. Bu bağlamda Mozart, Haydn’a göre daha iyi bir formal yapı elde etmiştir. Beethoven ise özellikle enstürmantel bir formla, klasik müzik bestelemeye başlamıştır. Öyle ki Beethoven’ın bestelediği bu müzikler, daha sonra hiçbir kategoriye tabi tutulmamıştır. Bu eserlerinde, dünyanın en iyi müziklerinden birisini yaratan duygu, yeni bir formal gelişim ve ekspresif bir kontrpuan tekniğinin bir araya gelmesi vardır. Kısacası çeşitli melodileri birbirine uydurarak gayet nitelikli işler kotarmıştır. Bu dönemin bestecileri karşıtlıklar üzerine kurulu melodi ve motiflerle yeni bir ezgili yapı ortaya çıkarmışlardır. Bu yeni formlar, birçok değişik şekilde değerlendirilebiliyordu. Bu da Klasik müziğin tekniğine yeni bir gelişim sağlamıştır. Sonraki yıllarda ise Klasik dönemin en önemli yapı taşlarından birisi haline gelmişti. Hatırlanacağı üzere Barok dönemdeki en önemli yapı taşı olarak da ritmik düzenlemeler göze çarpmaktadır; lakin Barok dönemin belirleyici özelliği olan bas ve melodi çizgisi bu dönemdeki düzenlemelere zıtlık oluşturacağı gerekçesiyle tamamen değiştirildi. Her ikisi de melodinin neredeyse eş değer parçası haline geldi ve dört sesli form kuralı olarak kabul edildi.

Sonuç

Tüm bunlara dayanarak Klasik müziğin başlıca özelliği , öz ve biçim arasında kurduğu dengedir, diyebilirim. Yukarıda da yazdığım gibi Barok’un hiçbir stili bu dönemde adapte ettirilmemiştir. Aksine Barok döneme ait stiller değiştirilip yeni formlar yaratılmıştır. Geleneklerin eriyip yeniden biçimlendiği Fransa ve İtalya gibi müzik merkezlerinde ”Style Galant” gibi naif, zarif üsluplar belirdi. Rokoko’nun zerafeti, Barok’un katı üslubunu plastik sanatlarda nasıl yumuşattıysa; Klasik dönemdeki bu yeni gelenekler müziğe basit, sade bir hava getirmiştir; lakin Klasik dönem, Barok’un duyarlı tutumunu benimsemiştir. Yeni üsluplar, özellikle de oda müziği türünde yayıldı. ”Opera” ve ”Missa” gibi büyük biçimlere uzak kaldı. Kısacası Klasik dönem ile birlikte müzikteki biçimler çözülüp müzik, en geniş anlatım yoluna ulaşmış oldu. Bu vesileyle de dünya çapında birçok hayran kazandı ve kazanmaya devam ediyor.

About these ads

Müzikte Barok ve Klasik Dönem Ekolü” üzerine 5 yorum

  1. işime çok yaradı teşekkürler

  2. yararlanmanıza sevindim. rica ederim.

  3. üzgünüm işime yaraması sadece barok dönemi çalgıları lazım…

  4. Barok dönem çalgılarını, ”Barok’da Üslup, Biçim ve Teknik” başlıklı yazının son paragrafında ifade etmiştim.

  5. Çok teşekkürler ödevim için iyi oldu…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s